Şiirde varoluş sancılarını yaşadım

Akademisyen ve Şair Sedat Çağlar’ın yeni şiir kitabı ‘Elinde Sigarayla Uyuyakalan Adam ve Yanan Rüyalar’ Kasım 2025’te yayımlandı. Daha önce pek çok dergide eserleri yayınlanan Çağlar, son kitabında insanın iç dünyasına odaklandı. 21 şiirden oluşan kitaba ilişkin Şair Erkan Karakiraz’ın soruları yanıtlayan Sedat Çağlar, “Kitaptaki şiirler, gündelik hayatının içinde düşünme ve özellikle hissetme mesaisini kaçıran; bu dakikalara vakit ayırabilmeyi özleyen, kendisiyle ilişkisine bir yerden başlaması gerektiğini hatırlayan, bütün bu içsel eylemlere geç kaldığını düşündüğü için telaşlanan her türden okuru çağırıyor. Şiiri sevsin sevmesin; bir nevi benim günlüklerini tuttuğum küçük zamanların geniş alanlarına dalmanın pratiklerine, kendi keşfine özenen herkesi karşılıyor.” ifadelerini kullandı.

Erkan Karakiraz: Kadın erkek ilişkilerine çoğunlukla tek bir mekânda -tavan arası, apartman dairesi, sahil, otel odası vs- birlikte geçirilen kısıtlı zaman dilimindeki karşılığı ve varoluş sancısına da yine bu ilişkilerdeki ontolojik zorunluluk bağlarını koparmamak üzerinden eğilen şiirlerden mürekkep, tema ve biçim bütünlüğü olan bir ilk kitapla çıkageldin: Elinde Sigarayla Uyuyakalan Adam ve Yanan Rüyalar (Klaros, Kasım 2025). Böylesine bir sınırlamaya gitmenin sebeplerini açar mısın?

Sedat Çağlar: İnsanın, varlığının gerçek bir öznesi olabilmesi için geliştirmesi gerekenkendilik ilişkisinin dinamikleri başkalarının varlığıyla açığa çıkar. Özellikle de ruhun ve bedenin varoluşsal bir tamamlanmaya sancımak üzere meyil vereceği gönül ve yaşam birlikteliklerinde benliğine daha derin bir kazı yapabilme olanağını bulan kişi cevherine de daha yakındır. Benim gerçekleşmek üzere topraklarıma yaptığım kazıların bir sonucu olarak da kadın erkek ilişkilerinin, aşkın kılcal damarlarıyla çizilmiş bir çerçevesi vardır kitabın. Yalnız, doğanın bir uygulaması olarak kadın ve erkeğin birleştiği yerdeki bağı koparmamak konsantrasyonunda değil ama bir yandan da bu birlikteliğin özneyi götürdüğü kaçınılmaz sınırlanmalara bir genişlik açabilmek için durduğu yerdir şairinin biraz da “Elinde Sigarayla Uyuyakalan Adam ve Yanan Rüyalar.” Amacına dizgeli imgelerin sürükleyebileceği sınırsız çağrışımların kalabalığından uzakta; okuru kavramsal çatışmalarla baş başa bırakmadan, sahnelerin canlılığıyla oluşturulan dramaların içine çekerek yapma uğraşıyla ulaşmaya çalışır şiirler. Elde etmek istediğim canlılığa ulaşmanın bir tekniği olarak da, tek mekânlara ve belirli zamanlara “zoom in” yapılır ve sunulan durum ve olaylardan yine “zoom out”larla çıkılarak mesele edindiklerime karşı duruşum, yargılarım ve felsefem verilir şiirsel gerçekliğin alanında. Kısaca var olmanın canlılığının dert edinilmesi ve sunum tekniklerinden dolayı bahsettiğin tema ve biçim bütünlüğünde bir evren ortaya çıkmıştır kitabımda.

Erkan Karakiraz ve (sağda) Sedat Çağlar

E.K: Şiirler, obsesif bir ayrıntıcılık barındırıyor. Öyle ki eser adları, tarihler, sokak tarifleri, adresler, kişiler, adlar, eşyalar, objeler, ayrıntılar, ayrıntılar… Şiirini başka şiirlerden keskin bir hatla ayırıp belirgin kılan, olumlayan bir seçim. Bir diğeri de çok uzun şiir adları ki 21 şiirin içindekiler listesi üç sayfa sürüyor bu sebeple. Her zaman böyle ayrıntıcı mıydın?

S.Ç: Teşekkür ederim Erkan. Sanırım öyleydim, evet. Yıllar önce, “Eliz Edebiyat” 108. Sayı’da yayımladığım “Düşünceler Kitaplığı” isimli şiirim şöyle başlar, “Kafamdaki odayı her an düzende tutarım. Havamdaki tozların bile uçuşacağı trafik rastgele, Ama rastlantısal çarpışmaları düzenlidir; Karmaşayı sevmem.” Olan bitenden birleşen anlamı kuracak enformasyon toplanırken düşüncelerime; nesnelerin, öznelerin ve doğanın birbirleriyle etkileştikleri an ve zamanlara şahit olmayı severim. Tam geçiyorken bir yerinden bir hikâyenin, durup seyrederim dışarıdan o dramatik yapıyı saran öğeleri; tabi yaşamayı durduracak kadar durup bakakalmayarak onlara, toplayıcılık da yapmadan. Kesin bir gidişatın peşinde olmadan ama savrulmakta olanın değil kiminin obsesiflik kiminin belki duygusallık olarak tanımlayabileceği bir ilintinin peşinde oldum hep etrafımla ben.

Ayrıntıların şiirlerimdeki yayılışına bakarsak, “Elinde Sigarayla Uyuyakalan Adam ve Yanan Rüyalar” özelinde bilinçli bir görevlendirmedir bu. Bir önceki sorunda bahsini açtığım; okuyucuyu içeriye, düşüncenin kendisinden öte tutum ve davranışların kaydettiği sahnelerin içine çekebilmenin kudretli yöntemlerinden biridir ayrıntıları işlemek. Bununla beraber çevreyi serme işinden, betimlemeden fazlası yapılır bu şiirlerimde. Eşyalar, isimler, sokak adları, apartman katları, renkler, bardaklar, dakikalar, otobüs hatları, parmaklarda kalan sigara kokuları, vb… Okuyucuyu seyre daldırmalardan kaldırarak, onu kendi yaşamına dokundurmak yoluyla şairine şahit olabileceği yakınlıktaki bir frekansın hazzına çağırmaya yardımcı olan bir tekniktir uyguladığım.

Kitaptaki 21 şiirin genel olarak başlıklarındaki uzunluk ve beraberlerinde getirdikleri ayrıntılara gelince; yine kullanmış olduğum teknik doğrultusunda, okuru anlatılanların içinde etkin özneler olarak kılabilmemde bütünleme işini yaptıklarını söyleyebilirim onların. Şiirlerin o anları çekiştiren, uzatan; kişinin kendisiyle, ötekilerle ve nesnelerle gündelik temaslarını kesmemeye özen gösteren tarzına uyum gösteren sözler dizisidir başlıklar. Okurumla aramda açmak istediğim o frekans daha başlıklardan aralanır. Kitabın ismi de tıpkı şiirlerin başlıkları gibi içeriye, içeriğe sahnelenen bir davet ve elbette bütünü tamamlayan bir anlamın söyleminin uzunluğundadır. Okurun zihninde durumları, olayları akışa geçirmek ve anlama böylesi bir tercihle varmak istemek; anlamın koşullarına ve ortamına eğilmekten de geçer. Böylece doğal bir sonuç olarak kitabımın sağladığı canlılığın kapıları inşa edilirken şiirlerin başlıkları da birkaç tuğla fazladan atar.

E.K: Her şiir kendine has birer atmosfere ve farklı farklı duygulara odaklanıyor. Temelde orta sınıf dertleriyle hemhal çiftler olarak çıkıyor karşımıza şiirlerdeki kadın ve erkekler. Dillendirilen ayrıntılar, bir nevi günce-şiir yaklaşımıyla, kendini hayatın akışına bırakmış sıradan hayatın önemli önemsiz gereklerini yerine getiren, bazen o hayatın faşizmi içinde kötücül bir bakış açısına, bazense yoğun iyi ya da kötü fakat çoğunlukla samimi duygulara dümen kıran, reddiyesi hafif siklet bireyin -hep aynı anlatıcı olduğu şiddetli bir şekilde hissediliyor- ağzından dökülüyor. Şairle şair anlatıcının birbirine karıştığı şiirlerinde gündelik hayatı şiirinin konusu yapan itici güç nedir? Yüzeyde görünür kıldığın bunca somut meselenin derinlerindeki soyut karşılığı nedir?

S.Ç: Kitabın gündelik hayatları içermesi teorik bir yaklaşımla ve kısaca anlamımı davranarak kurmak istememle açıklanabilir. Peki, beni güncenin pratiğine davranmaya iten nedir?

Anlatmak ihtiyacı duyduğunuz şeyin biçimini yaşadıklarınız belirler. Genelde yaşama uğraşı içindeyken kendinizi kaçırırsınız. Önceden kurguladığınız kendinizi ve sizden beklenenleri gerçekleştirmeye çalışırken, uzaklaştığınız aslınızı aramaya koyulursunuz başka yerlerde. Şikâyetçisi olduğunuz bir boşluğun ağrısını dindirmenin peşine düşersiniz. Denersiniz. Kimi zaman ya da bazı süreçlerde bunu düşsel bir yolculuğun ifadelerine sığınarak yaparsınız. O mesafedesinizdir hayatın hareket hızına o sırada çünkü. Toplumsal gerçeklikten yırtabildiğiniz bir aralığın arkasından bakarsınız olan bitene. Öyle bir giz halinden beslersiniz yaşama sevincinizi. Bazen de doğrudan anlatmak isteyebileceğiniz bir yakınlıkta durursunuz geçtiğiniz bölümüne toplumsal rolünüzün. Güne yetememe telaşından sıyrılmaların çıkış yönlerini bulmaya duyulan ihtiyaçları kendi alanında, yine günün içinde gidermenin uygulanabilir bir çözüm olduğunu görürsünüz şairi ve okuru için de. Kalırsınız olduğunuz yerde. Öğretmenler odasında, bir reklam ajansının yumurta biçimindeki büyük toplantı masasında, işe giderken sizi göndermek istemeyen yatağınızda, başınızı titreten otobüsün camında Ankara Yolu’nun… Şu halde, çeşitli örneklerdeki kadın erkek ilişkilerini çağın koşturmacalarından geride bırakmamaya çalıştığım bir durabilmenin hızını yakalayabilmenin hazzını duyuyorum bir yazar olarak “Elinde Sigarayla Uyuyakalan Adam ve Yanan Rüyalar”da. Gerçeküstü şiirler de yazdım yıllarca, yazacağım da. Ama o hemen elimizin altında durmakta olan yaşıyor olmanın tüketilişine, öteki orta hallinin kattığı yoğunluğu tartıyorum gündelik yaşamı konu ederek bu kitabımda ben.

E.K Şiirlerdeki farkındalık da cabası. “Bir Adamızın İsmiyle Anılan Meşhur Bir Restoranın Uzun Masalarından Bizimki” şiirinde bir tür kendi kendinin muhbiri (her zaman öyle değildir) Bukowski sesi yakalamışsın: “Çatalına dizdiklerini/ İştahla çekerken dişleriyle,/ ‘Gerçi ne haltlar karıştırdığını/ Şiirlerinden öğreniyoruz. Şuraya gittim, / Bunu/ Yaptım…” Bibliyoterapini ne tür metinlerle/eserlerle hangi şair ve yazarlarla görüyorsun?

S.Ç Tespit ettiğin gibi Bukowski’nin kendini ihbar ettiği tarzdaki bir açıklığa uzak sayılmam. Severim de Bukowski’nin sanatına soyunuşunu. Hatta yine onunla devam edeyim, “Ruhu Olan” kitaplarla görürüm terapimi ben de. Düşünmesinden ziyade yaşamasından elde ettiğim estetik hazla doyarım bir yazarın ben, beni diri tuttuğu için. Tecrübe edilmişini severim enformasyonun; oradan anlarım ben anlayacağımı.

İdare etmemeli okuduklarım beni, geçiştirmemeli. İçinden çıkamadığı karmaşıklığını bir felsefeye oturtmaya oyalanan, bunu çekici bulan yazar ve şairlerle yolum kesişmez pek. Konudan ve üsluptan bahsetmiyorum. Konuyu ve biçimi beğenmeyebilirsiniz. Ama kendi bütünlüğünde yoğrulmuş, yorulmuş, ustalıklı ve samimi bir sanat işçiliği varsa okuduğunuzun; geçiştirmiyordur yazar sizi de işini de. Hani aşık olmak için deli oluyordur da daha kendi aşkına tedirginliğini atlayamaz zaten, hislerinin tepinmeye başlamasıyla bozguna uğramayı göze alamaz bazıları. İşte tepinmelerini yürüyüşlere çıkarabilişlerinde gerçekler ve başka düşüncelerle çarpışmalara geliştirilmiş; bir iki omuzda yere serilmeyecek, dayanıklı ve cesur anlatıları severim ben. Bir yerlerin camlarında, başka perspektiflerde doğal bir karşılaşmaya hazır bir bekleyişteyim her an bir okur olarak da yazar olarak da. Okurun, okuduklarının tutum ve tavrının gücünden aslında yazarın karakterini ve karizmasını edindiğini, benimsediğini de özetlersek; öncelikle Orhan Veli’yle çok sık denk gelirim ben. Yaşamak uğruna oyalanmaları terk edişinin sanatını çok severim. Yine Sait Faik’in bütün eserlerinin yayımlandığı kitabını masamdan kaldırmam hiç. Bir iki laf atarım sürekli durduğu köşeye beyaz masamda. Yaşar Kemal’in dünyanın her insanına uzanan kudretli elini tutarım ben de hâlâ zaman zaman. Nazım Hikmet’le başlayan ve Birinci Yeni ile İkinci Yeni’nin devamını getirdiği “Yeni Şiirimiz”in aldığı yolda turlamayı severim, hangi yöne dönerse dönsün önüm. Okuyup araştırdıklarımın dışında, ne zaman birinin hâlâ hayatta olduğumu kanıtlayacak sesinin eksikliğini duysam, andığım bu isimler ilaç gibi gelir bana.

E.K: Bazı şiirlerde hafif tertip erotizm kendini gösteriyorken kimilerinde bu doz teşhire meyilli pornografi sınırına yaklaşabiliyor (bu tercihlerin en ekstrem örnekleri, “Kim Bilir Neler Yaşanıyor Şu Işığın Ardında Dediğiniz Pencerelerden Biri Çamlıca’da” ve “Oda Petunya” şiirleri). Diğer yandan, verili dili kırdığın şiirler de bu şiirler. Erotizmin ve pornografinin şiirdeki yeri üzerine ne düşünüyorsun? Varoluş sancısı bu türden seçeneklerle mi ıslah ediliyor?

S.Ç: Aşk söz konusu olduğunda, ki “Elinde Sigarayla Uyuyakalan Adam ve Yanan Rüyalar” bir aşk kitaptır diyebiliriz; çekimi itmenin bir manası yok. Kadın erkek ilişkisini mümkün olduğu kadar her iki açıdan da veren ve fakat elbette şairinin kapıldığı çekimlerin şiirlerinden oluşur kitap. İsmini geçirdiğin şiirlerde de aşkın belirli koşullarında çekimin yörüngesine kapılan kadın ve erkeklerin birbirlerine yakınlaşmaları vardır. Yalnız, erotik ya da pornografik bir dil tercih etmez bu şiirler “İçindekiler”i tamamlayan kalan 19 şiirim gibi. Evet, temelde varoluş için çekilen sancıları somutlaştırırken; aşkın çatışmalarını geren o ipin uçlarını tutuşturur ellerine kahramanlarının “Kim Bilir Neler Yaşanıyor Şu Işığın Ardında Dediğiniz Pencerelerden Biri Çamlıca’da” ve “Oda Petunya” şiirleri de. Bir zamandan bir an, bir durum verilir. Birbirlerine ruhen ve fiziksel olarak sahip olabilme heyecanının gerginliğine kadar gelir okur. Ancak amacıma uygun olarak canlılığı durdurmayan, sahnelerin karakterlerle ilişkisini kesmeyen bitimsiz bir sonlanma görürüz şiirlerde. Yaptığım şey açık uçlar bırakarak, alternatif sahneler yaratılmasını mümkün kılmak değildir. Okuyucunun artık tam da özne olduğu satırlarda bırakırım kalemi elimden ki; kendi çekim biçiminde ve şiddetinde duyarken arzularının ağrısını, iç içe geçsin şiirin gerçekliğiyle okurkenki zamanı okurun. Benim şiirimdeki en önemli unsur dramatik yapının korunacağı sadakattir. Hiçbir şey uğruna feda edilmez niteliği ve özgünlüğü şiirin. Anlamı çırılçıplak verebilecek yapıların çağırdığı kadar geliştirilir kadının kadın, erkeğin erkek varlığını hissedebilme şiddetleri. Ayrıca sanatını sömürmediği sürece de sorun yoktur erotizm, pornografi ya da başka bir meselenin şiirleştirilmesinde. Her şey şiirin estetiğinden payına düşeni alır. Doğal olarak varoluş sancısının dinmeleri, dinlenmeleri için de şiirine davranacaktır şair.

E.K: Kitaba aldığın istisnasız bütün şiirlerin, belli anları hatırlamak ve o anları yeniden, tekrar tekrar yaşatmak, anlandırmak, sahnelemek güdüsüyle kurulmuş gibi görünüyor. Dünyada, hayatta ve etkin olduğunu duyumsamanın gerekliliğinin sonuçları mı kitaptaki şiirler?

S.Ç: Hayattaki etkinliğimi şiirde, yazmakta buluyorum. Yoksa geçmişteki anlarımı özleyerek, onlara tutunarak ikna olmuyorum bugünkü varlığıma. Benim gördüğüm, görmek istediğim hayatı ifade ederek bir iş yapıyorum. Orhan Veli’nin dediği gibi, İçimde Bir İş Yapmanın Saadeti’ni duyuyorum yazarken. Şiirlerimi ortaya çıkaran güdülerin tetiklenişleri, yaşamaya cesaret edebiliyor olmanın birikmişliklerinin taşımlarıyla gerçekleşiyor. Belirttiğin gibi belirli anlarının detaylarına eşlik ettiğimiz şairin, kaygısını duymaksızın ilerlettiği bir aşka meyletme yolunda etkin bir öznesi olduğunu görüyoruz varlığının. Yine bugün o cesareti göstermeye devam ederek gerçekleştirirken kendimi; geçmişteki ya da güncelimdeki herhangi anlardan anlatılası olanlar, içerik ve biçim olarak gün yüzüne çıktıklarında anlatıyorum onları aslında sadece. İşimi yapıyorum yani. Elbette değer veriyorum hikâyemi oluşturan unsurlara. Ama sanatsal bir anlatı olarak gözüktüklerinde, zamanının ve bugünün duygularından tamamen bağımsızlaşmış olarak çalışıyorum o anların üstüne. Ben unutmamak istediğim için değil; yaşamadıkları, belki de yaşayıp da özledikleri ya da unuttukları, umdukları şeyleri verebilmenin düzenlemelerinin işçiliğini yapıyorum okura.

E.K: Bu şiirler nasıl bir okuru çağırdı/çağırıyor? Şiir okurunu ne ölçüde anlamlandırıyor ve önemsiyorsun?

S.Ç: Kitaptaki şiirler, gündelik hayatının içinde düşünme ve özellikle hissetme mesaisini kaçıran; bu dakikalara vakit ayırabilmeyi özleyen, kendisiyle ilişkisine bir yerden başlaması gerektiğini hatırlayan, bütün bu içsel eylemlere geç kaldığını düşündüğü için telaşlanan her türden okuru çağırıyor. Şiiri sevsin sevmesin; bir nevi benim günlüklerini tuttuğum küçük zamanların geniş alanlarına dalmanın pratiklerine, kendi keşfine özenen herkesi karşılıyor. Tavrını bozmaksızın yeterli ölçüde bir kapsayıcılığı barındırabilecek bir içerik ve biçime sahiptir “Elinde Sigarayla Uyuyakalan Adam ve Yanan Rüyalar.” Şiir yazdığımı kendime kanıtlamaya uğraşmayı geride bırakalı çok oluyor. Şimdiki yazdıklarımı da okura dayatmıyor; yaşamak gerçekleşiyorken, uygulanıyor olanın şiirini buluşturuyorum onlarla. Şiir okurunu bu çerçevede önemsiyorum ben. Bizim şiir okurumuz dar bir alanda, aralarında paslaşarak bir etkileşimde bulunuyor daha çok. Alanı da genelde yazarçizerler dolduruyor zaten. Çevrenin içinden biri olarak koruyorum buluştuğumuz yeri. Ama bir gereksinimin, çekiciliğin geçirdiği hareketle kimlerle karşılaşabilirim diye rafları şöyle bir araştırmaya başlayacak senden benden habersiz şiir okuru adaylarını düşünüyorum ben. Evet, edebiyat ve özellikle şiir; etkileşimini zamanla, uzun bir süreç içinde kazanır. Şiir sanatının doğasında vardır zamanın sabrı. Ama şiir okurunu ve şairlerimizi tam anlamlandırabilmemiz için kısmen de olsa gündelik gereksinimlerin cevaplarına dönüşmeli şiirler herhangi bir kimse için.

E.K: Bundan sonraki üretimin ne yönde devam edecek ya da ne yöne evrilecek? Herhangi bir öngörün ya da ön hazırlığın, tasarın var mı?

S.Ç: “Elinde Sigarayla Uyuyakalan Adam ve Yanan Rüyalar” açıklığında ve sadeliğinde şiirler gelmeye devam edecek tarzını güncelleyerek. Yazmaya başladım sonraki şiir kitabımın şiirlerini. Zaman zaman yayınlayacağım bunların bazılarını. Bu arada da epeydir aklımda olan üç roman hikâyesinden ilkine başladığım bir süreçteyim. Yakın bir zamanda yayımlamak düşüncesindeyim onu yetiştirebilirsem, içime sinerse. Şiirlerimden taşan anlatılacaklar var. Anların da anlarını açan meseleler var anlatılmayı bekleyen. Önümüzdeki aylar o romanla geçecek gibi görünüyor şiirlerle eş zamanlı olarak. Devamında diğer iki roman taslağımı geliştirmeyi düşünüyorum çok uzatmadan. Bir de uzun metraj bir film çalışmamız olacak orta vadede. Bakanlık destekli bir senaryosu var yönetmen ve akademisyen bir arkadaşımın. Birlikte çalışabilme koşullarımız ve yapım aşamaları için sağlayabileceğimiz imkânlar oluştuğunda onu çekmek istiyoruz. Önümüzdeki birkaç yıl yoğun gibi görünüyor önümde. Ama sanatla iç içe olduğu sürece sorun yok benim için. Nasıl ve hangi erserleri konuşuyor olacağız ileride, günleri gelince göreceğiz hep birlikte. Biri elimize geçti bile ama değil mi, “Vasistas” (2026, Plüton;) yeni yayımlanan şiir kitabın senin. Tebrik ediyorum. En kısa zamanda okuyacağım. Okuduktan sonra yine görüşmek üzere diyelim.

Kaynak: Oggito